27 Mayıs, Başbuğ Türkeş ve MHP

Evet... Rahmetli Başbuğumuz 27 Mayıs Askeri Darbesine katılmıştır.

Rahmetli Başbuğumuz ilk defa kendisine 1958 yılında Talat Aydemir tarafından açılan darbe fikrine, iktidarın devrilip İnönü'ye devredilmesi teklifi üzerine karşı çıkmıştır. O ordunun bir partiyi kenara atıp diğer bir partiyi tutmasını TSK' nın şerefine aykırı bulmuştur.

Ancak Albay rütbesine yükselip Ankara'ya tayin olduğu vakit, İstanbul ve Konya'da bulunan gruplarıda görerek darbenin kaçınılmaz olduğunu görmüştür. Darbe Komitesine katılmasında saygı duyduğu Kurmay Albay Faruk Ateşdağlı'nın isteğide etkili olmuştur.

Evet... Başbuğumuz darbeden hemen sonra demokrasiye geçilmesinde aceleci davranmama fikrindeydi. 

Alparslan Türkeş'i darbeye katılmaya sevk eden en önemli neden Türk Modernleşme Hareketinin siyasi partiler tarafından oy kaygısı ile akamete uğratılması düşüncesi olmuştur. O memleketi siyasi partilerin uzlaşmaz tavrından kurtararak, partiler üstü bir idarenin ülkenin ihtiyaçlarına cevap vermesi daha sonra serbest ve adil bir seçim ortamı oluşturulması taraftarıydı.

Rahmetli Başbuğumuz ile MBK'nin bazı üyeleri arasında her zaman fikir ayrılıkları olmuştur. En önemli nedeni ise yukarda belirttiğim darbe sonrası izlenecek yol ile ilgiliydi. Komitenin bir çok üyesi iktidarın CHP / İnönü'ye devredilmesi fikrindeydi. Komite içinde ağırlığını arttıran Başbuğ Alparslan Türkeş 32 numaralı MBK tebliğini yayınlatmıştır.

Bu tebliğde açıkça " Milli İnkilap hiçbir şahsın, hiçbir zümrenin lehine yapılmış bir hareket değildir. Muhterem halkımızın, köylü ve işçilerimizin demokrasiye kavuşması, hak ve hürriyetlerini teminatı, İktisadi kalkınması ana prensibimizdir" denilmektedir. Bu tebliğ Başbuğ Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının 27 Mayıs hareketine nasıl baktıklarına açık bir delildir. Zaten merhum Başbuğ 27 Mayıs için "ihtilal" dememiş daha çok bir asayiş hareketi ve İnkilap olarak tarif etmiştir. En azından onun arzusu bu yöndedir.

Evet...Askeri Harekât amacından sapmış ve saptırılmıştır.

Rahmetli Başbuğumuz bu konunun aktörlerinden birinin de anayasa hazırlamak üzere davet edilen Profesörler olduğunu belirtmiştir. Ona göre bu adamlar normal hukuk kurallarına riayet etmemiş, her biri ilim adamı sıfatında olan anayasa hazırlayıcıları "darbenin kendine has hukukunu" telkin etmişlerdir.

Başbuğ Alparslan Türkeş " burada Yassıada Mahkemelerine hazırlık yapıldığını" ifade etmiş ve karşı çıkmıştır. Bu ilim adamları, Celal Bayar ve Refik Koraltan'ın yaşlarının çok ileri olduğundan, üzerlerine atfedilen suçlar gereğince idam edilebilmeleri için  Anayasanın 65. Maddesinin değiştirilmesini teklif etmişlerdir. Başbuğ Alparslan Türkeş'in bu teklife karşı çıktığı ve " Hukukta bir prensip vardır,cezalar makable şamil olmaz. Değiştirdiğimiz kanunu o tarihten önceki fiillere uygularsak tarih önünde sorumlu oluruz" dediği kayıtlara geçmiştir.

Başbuğ Alparslan Türkeş' in 27 Mayıs'ı bir İnkilap olarak gördüğü ve bu amaçla katıldığının en önemli kanıtı 5 aylık Başbakanlık Müsteşarlığı dönemidir.

Devlet istatistik Enstitüsü, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü ve Devlet Planlama Teşkilatı'nı kurmuş, bir Konservatuvar ve İş Seferberliği Kanunu hazırlamış, ülkenin sosyal, siyasi ve İktisadi yapısına doğrudan katkı sunan Toprak Reformu, Tarım Kooperatifleri ve Köy Üniteleri, Yedek Subay Öğretmenlik Sistemi, İdari Reform, İşçi Seferberliği, Sağlık Hizmetlerinin İyileştirilmesi konularını planlamıştır.

MBK içinde görüş ayrılıkları had safhaya ulaşınca meşhur 14'ler ayrılıkları olmuştur. Bu süre zarfında Hindistan'a sürgüne gönderilen Başbuğ Alparslan Türkeş, en baştaki amacından sapmamış ve idamları önlemek maksadıyla girişimlerde bulunmuştur. Cemal Gürsel'e yazmış olduğu mektup ortadadır. Yeterince uzadığı için mektubu buraya almıyorum. Dileyen her yerden bulabilir.

Ve evet.. Tüm bu tecrübelerden sonra Başbuğ Alparslan Türkeş en kötü hukuk nizamının, en iyi ihtilal fikrinden daha evla olduğu kanaatine varmıştır. Halka ve Hakka dayanmayan hiç bir idare ve projenin millet nezdinde başarı şansının olmadığını ve olmayacağını açıkça ortaya koymuştur. 17 Mart 1963 tarihinde Tercüman gazetesine verdiği bir röportajda “Bugün, değil hazırlamak ve yapmak, ihtilalı düşünmek bile vatana ihanet olur”. demiştir.

Başbuğ Alparslan Türkeş inkilapların ruhunun şekillere mahkum edilmemesini, muhtevaya ve öze inilmesini tavsiye etmiştir. Sandıktan geçen demokrasinin bir "tahta sandık" olmadığını, demokrasinin insan varlığına ve insan sevgisine dayanması gerekliliğini bizlere işaret etmiştir. 

Evet...MHP'nin, Milliyetçiliği Demokrasinin ikiz kardeşi olarak görmesinin tecrübe hikayesi budur. Başbuğ Alparslan Türkeş'in bizlere bıraktığı mirasta budur.

Bugün Liderimiz Sn. Devlet BAHÇELİ' nin askeri darbeleri eleştiren konuşmasının kaynağıda Başbuğ Alparslan Türkeş'in bizlere işaret ettiği ve miras bıraktığı bu tecrübedir. O yüzden kimse boş yere kimsenin kafasını boş yere karıştırmasın. Bu yönde gayreti olanların dertleri merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş'i ve  Liderimiz Sn. Devlet Bahçeli'yi anlamak değil sadece suyu bulandırmaya çalışmaktır. Ama Türk Milliyetçileri bu oyunları ve algıları her zaman olduğu gibi bozacaktır.

Kaan Mehmet Tarhan

YORUM EKLE