Kavala çağrısı yapan 10 büyükelçiden yeni açıklama!

İş insanı Osman Kavala'nın serbest bırakılması için çağrıda bulunan 10 ülkenin büyükelçiliğinden yeni açıklama geldi. Geri adım olarak yorumlanan yeni açıklamada, "Diplomatik ilişkiler hakkındaki Viyana Sözleşmesi'nin 41. maddesine riayet etmeyi teyit eder" ifadeleri kullanıldı. Cumhurbaşkanlığı kaynakları, ABD ve diğer büyükelçiliklerin açıklamalarının Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından olumlu karşılandığını bildirdi.

Kavala çağrısı yapan 10   büyükelçiden yeni açıklama!

İş insanı Osman Kavala'nın serbest bırakılması için çağrıda bulunan 10 ülkenin büyükelçiliğinden geri adım olarak nitelendirilen yeni açıklama geldi.

Söz konusu açıklamayı ilk olarak ABD Büyükelçiliği, Twitter hesabından paylaştı. Açıklamada "ABD, diplomatik ilişkiler hakkındaki Viyana Sözleşmesi'nin 41. maddesine riayet etmeyi teyit eder" ifadeleri kullanıldı.

"OLUMLU KARŞILANDI"

AA'nın Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından aldığı bilgiye göre, ABD'nin ve bazı ülkelerin Ankara büyükelçiliklerinin Viyana Sözleşmesinin 41. maddesine ilişkin yaptıkları açıklama, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından olumlu karşılandı.

10 büyükelçinin, iş insanı Osman Kavala'nın serbest bırakılmasına yönelik çağrısının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'istenmeyen kişi' ilan edileceğine yönelik talimat verdiğini söylemişti. Bu açıklamaların 10 ülkenin büyükelçisinden eş zamanlı olarak açıklama geldi.

Sözleşmeye ilişkin aynı ifadeleri Kanada, Finlandiya, Danimarka, Hollanda, İsveç, Norveç ve Yeni Zelanda'nın Ankara büyükelçilikleri de resmi hesaplarından paylaştı ya da retweet etti

Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi'nin 41. Maddesi şöyle:

1.Ayrıcalıklarına ve bağışıklıklarına halel gelmeksizin, bu gibi ayrıcalıklardan ve bağışıklıklardan yararlanan bütün şahıslar kabul eden Devletin kanunlarına ve nizamlarına riayet etmekle yükümlüdür. Anılan Devletin iç islerine karışmakla da bu şahıslar keza yükümlüdür.

2. Gönderen Devlet tarafından kabul eden Devlet nezdinde yapılması misyonun uhdesine tevdi olunan bütün resmi isler, kabul eden Devletin Dışişleri Bakanlığı veya mutabık kalınacak diğer bir Bakanlık ile veya aracılığıyla yürütülür.

3. Misyonun binaları, misyonun bu Sözleşmede belirtilen görevleri veya diğer genel uluslararası hukuk kuralları veya gönderen ve kabul eden Devlet arasında yürürlükte olan özel anlaşmalar ile bağdaşmayacak bir tarzda kullanılmaz.

SÜREÇ NASIL GELİŞTİ?

Osman Kavala’nın tutukluğunun dördüncü yılı dolarken; ABD, Fransa, Almanya, Hollanda, İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, Kanada ve Yeni Zelanda’nın büyükelçileri, yayınladıkları ortak bildiride şu ifadeleri kullandı:

"Bugün Osman Kavala’nın tutukluluğunun başlamasının 4. yıl dönümü. Daha önce verilen beraat kararının ardından farklı davaların birleştirilmesi ve yeni davaların açılması yoluyla davasında süregelen gecikmeler, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve Türk yargı sisteminin şeffaflığına gölge düşürüyor. Kanada, Fransa, Finlandiya, Danimarka, Almanya, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, İsveç ve Amerika Birleşik Devletleri büyükelçilikleri olarak birlikte, Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri ve iç hukukuyla uyumlu şekilde, bu davanın adil ve hızlı biçimde sonuçlandırılması gerektiği kanısındayız. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin bu husustaki kararları doğrultusunda Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasının sağlanması için Türkiye’ye çağrıda bulunuyoruz."

18 Ekim’deki bu ortak çağrı sonrası, Dışişleri Bakanlığı da 19 Ekim 2021 tarihinde bir açıklama yayımlayarak ilgili açıklamaya imza atan Büyükelçilerin Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldığını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 23 Ekim’de Eskişehir’de yaptığı konuşmada, Dışişleri Bakanı’na ortak bildiride imzası bulunan 10 Büyükelçinin bir an önce istenmeyen kişi ilan edilmeleri için talimat verdiğini açıkladı. Büyükelçilerin durumunun görüşüleceği kabine toplantısı sürerken 10 Büyükelçi’den yeni açıklama gelmiş oldu.

Gelinen noktayı Habertürk TV'ye değerlendiren Emekli Büyükelçi Oğuz Demirkol ile Prof. Dr. İlter Turan'ın görüşleri şöyle:

OĞUZ ÇELİKKOL (Emekli Büyükelçi): KRİZİ KONTROL ALTINA ALMAYA ÇALIŞTILAR

41. madde 1961 BM Viyane Sözleşmesi. Diplomatik ilişkilerin yürütülmesiyle ilgili ve diplomatlara birçok ayrıcalıklar, bağışıklıklar tanıyor. 41. maddede elde edilen bağışıklıklara karşı tanıyor. Burada tabii bağışıklıklara karşı diplomatların bulunulan ülkelerin kanun ve kurallarına uymalarını, büyekelçilik binalarının amaçları dışında kullanılmaması gibi. Diyorlar ki 'Biz Türkiye'nin kanun ve kurallarına uyma konusundaki taahhüdümüzü yineliyoruz' diyorlar. Türkiye bunun özellikle sosyal medyada yapılmasını iç işlerine karışma olarak kabul etti. ABD Büyükelçiliği başta olmak üzere diğer büyükelçiler 'Biz Türkiye'nin kanunlarına, kurallarına uymayı taahhüt ediyoruz' diyorlar. Bence krizi kontrol altına almak altına almak için Türkiye'ye bir jest olarak değerlendirmek gerekir.

"AİHM KARARLARINA UYMAYAN YUNANİSTAN NEDEN ELEŞTİRİLMİYOR?"

Sosyal medyada yapılması bir defa Türkiye'de çok büyük tepki yarattı. Şunu da sormak lazım; belki Dışişleri Bakanımızın açık olarak sorması lazım. AİHM'in kararların uygulanmadığı üzerinden gidiyor bu ülkeler. Peki AİHM kararlarını uygulamayan ülke tek Türkiye mi? Ben Atina'da büyükelçiydim. AİHM, Yunanistan'ın Türk azınlığının 'Türk' kelimesini kullanması yönünde karar verdi. Yunanistan bunu uygulamıyor. Atina'daki büyükelçileri Yunanistan Dışişleri Bakanlığı nezdinde aynı girişimleri yapıyor mu? Buradaki çifte standart çok açık. Bir NATO ülkesine karşı Kıbrıs'taki Türkleri korudu diye, azınlık durumuna düşürmekten korumak amacıyla Türkiye'ye ambargo konulmuştu. Kıbrıs'ı bölünmüş halde kendi kurallarına aykırı olarak AB'ye alan bir durumdan bahsediyoruz. Avrupa tarafından çifte standart uygulandığını görüyoruz. Niye bugüne kadar mesela Alman hükümetinden veya herhangi bir hükümetten Yunanistan'ın Batı Trakya'daki kararları uygulamadığı konusunda bir görüş duydunuz mu bugüne kadar? AB üyeliği AİHM kararlarını uygulama hakkını mı veriyor? Niçin Türkiye devamlı olarak çifte standartlara muhatap olunuyor? Neden Yunanistan eleştirilmiyor?

"İŞİ BÜYÜTMEYELİM, KAPATALIM, OLARAK DEĞERLENDİRİLEBİLİR"

Bizim oradaki büyükelçilerimiz herhangi bir şey yapmış değiller. Bir mütekabiliyet olarak bizim büyükelçilerimize yapılsaydı ilişkiler çığrından çıkacak bir duruma gelmiş olabilirdi. Yani 41. maddeye bağlıyız demek büyükelçilerin 'işi büyütmeyelim, kapatalım' anlamında değerlendirilebilir. Bunun arkasında Amerika ve Almanya'nın olduğu yönünde olan şeyler giderek artıyor. ABD Senatosu Genel Kurulu'ndan onay alan yeni büyükelçi gelecek şimdi. Onu da düşünmek lazım.

"BUNLARIN HEPSİ DUBLE STANDARTTIR"

Çifte standartlara o kadar çok şahit oluyoruz ki, AİHM kararlarının uygulanması dertleri ise niye 2009'da AB üyesi Yunanistan'ın bu mühkemenin kararlarını uygulaması konusunda bugüne kadar hiçbir girişimde bulunmadıkları çok açık bir şekilde görünüyor. Kıbrıs'ta da aynı durum var. Bugün çıkıyorlar Türkiye'ye Kıbrıs Rum kesimiyle konuşacaksınız diye maddeler getiriyorlar. Bunların hepsi duble standart. Yunanistan denizlerde ve Kıbrıs'ta genişleme politikasını uygulamaya koydu. Kendisine dış destekçi arıyor.

PROF. DR. İLTER TURAN: YANLIŞ ANLAŞILDIKLARINI DÜŞÜNMÜŞ OLACAKLAR Kİ BU MADDEYE ATIF YAPTILAR

Nasıl yorumlanırsa yorumlansın, bu iç işlerine karışmanın amaçlanmadığını ifade ediliyor. Türk hükümetinin aldığı kesin tavra karşı cevap verip, durumu yavaşlatıp, durumdan çıkış imkanına kavuşmak hedefleniyor. Son yıllarda insan hakları, bireysel özgürlükler gibi konularda başka ülkelerde cereyan eden olaylar hakkında görüş bildiriyorlar. Uluslararası hukuk belgelerine imza atılmışsa bunu ifade etmek hakkını kendinde görüyorlar. Şimdi bu şekilde düşünüldüğü zaman Türkiye'nin Avrupa ülkeleri ve ABD ile ittifak olsun, Avrupa Konseyi ve bazı çerçevelerde bir arada olduğunu hatırlarsak insan haklarına ilişkin düşüncelerin ifade edilmesi çok yadırganacak bir şey değil, zaten ediliyor da. Yadırganacak olan büyükelçilerin bunu biraraya gelerek ifade edilmesi. Yanlış anlaşılmış olacağını kavramış olacaklar ki, 41. maddeye atıfla eylemlerinin 41. maddeyi ihlal etmek gibi bir düşünceyi taşımadıklarını açıklamak mecburiyetini hissetmişler. Türkiye büyük ve önemli bir ülke. Coğrafi, iktisadi imkanları itibariyle önem verilen ülke. Bu bildiriyi imzalayan ülkelere baktığımızda Yeni Zelanda'yı istisna edip hepsiyle güvenlik, ticari ilişkilerimiz var.

"ISRARLA BU ÇİFTE STANDARTIN ÜZERİNE YÜRÜMELİYİZ"

Bütün ülkeler maalesef uluslararası ilişkilerde çifte standart uyguluyorlar. Bu çifte standarda karşı mücadele etmemiz lazım. Sessiz kalmak yerine gayet agresif şekilde bu çifte standart uygulamalarını yüzlerine vurmamız lazım. Düzenli uygulanan dış politikayı ara sıra sert çıkışlar yapılan dış politikaya tercih ederim. Israrla bu çifte standardın üzerine yürüseydik, belki de büyükelçilerin böyle bir adım atmaları sözkonusu olacaktı.

"ŞİMDİLİK BUNALIMA GİRİLMEYECEĞİ SANKİ BELLİ OLDU"

Sosyal medya uluslararası siyasetin yürütülmesi açısından çeşitli bakımlardan son derece tehlikeli. Hazırlık yapmadan bir tweet atılabiliyor mesela. Politika iyi tasarlanarak, ısrarla uygulanarak yürütülebilecek bir alan. Politikamızı belirlerken istikrarlı bir şekilde muhatap olduğumuz, beğenmediğimiz davranışlarla mücadele etmek, bunun kurumlar arasında yürütülmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Sürekli yüzlerine çarpmak mecburiyetindedir ki, tekerrür etmesin. Henüz sonuçlarını bilmiyoruz ama tarafların bunu büyütmemek konusundaki niyetlerini ifade etmiş olduklarını görüyoruz. Zannediyorum bundan sonra bu gerilimlere atıfta bulunulacaktır. Şimdilik bir bunalıma gitmeyeceğimiz sanki belli oldu. Bu belki benim tenemmin ama. İnatlaşarak işi tırmandırma yolundan geri dönüş başladı. Daha istikrarlı bir ilişkiler düzeyine geri dönüleceği gözüküyor.

Güncelleme Tarihi: 26 Ekim 2021, 17:18
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER